Loading
OCT KULÜBÜ

Haberler

OCT KULÜBÜ

ARAŞTIRMALAR

İlk opere olan ve ikinci opere idyopatik makula deliği: Anatomik ve fonksiyonel sonuçlarının karşılaştırılması<

İlk opere olan ve ikinci opere idyopatik makula deliği: Anatomik ve fonksiyonel sonuçlarının karşılaştırılması Amaç: Bilateral makula deliği cerrahisi sonrası anatomik ve fonksiyonel sonuçlarının değerlendirilmesi. Gereç ve yöntem: Bilateral makula deliği cerrahisi uygulanan 42 hastanın anatomik ve fonksiyonel sonuçları geriye dönük değerlendirildi. İlk opere olan ve ikinci opere olan gözler preoperatif özelikler ve postoperatif sonuçlar açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Anatomik başarı tüm hastalarda tek cerrahi girişim ile elde edildi. Takip sürecinde makula deliği nüksü izlenmedi. İlk opere olan ve ikinci opere olan gözler arasında postoperatif görme keskinliği açısından anlamlı fark olduğunu belirlendi (P = .048). İkinci opere olan gözlerde postoperatif dönemde daha iyi görme keskinliği ve aynı zamanda daha sınırlı elipsoid zon ve interdijitasyon zon hasarı tespit edildi. İkinci opere olan gözlerin hiçbirinde postoperatif eksternal limitan membran düzensizliği izlenmedi. Sonuç: Her iki gözde de aynı oranda anatomik başarı sağlanmıştır. İkinci opere olan gözde erken tanı ve tedavi neticesinde daha iyi postoperatif görme sonuçları elde edilmiştir. İkinci opere olan gözde daha iyi görsel sonuçlarının elde edilmesi erken evre makula deliklerinde görülen sınırlı fotoreseptör hasarı ile ilişkilidir. Hocaoglu M, Muslubas IS, Ersoz MG, Arf S, Karacorlu M. Ophthalmic Surg Lasers Imaging Retina. 2018;49(8):571-578.

Anjioid streakse sekonder koroidal neovaskülarizasyonlarda OCT-Anjiografi.

Amaç: Anjioid streakse(AS) sekonder koroidal neovaskülarizasyonlarda (KNV) OCT-Anjiografi (OCT-A) bulgularını incelenemek ve OCT-A’nın KNV’yi tespit etme hassasiyetini araştırmak. Metod: Hiç tedavi görmemiş ya da daha önce KNV nüksü izlenmiş AS’ye sekonder KNV olguları prospektif olarak analiz edildi. Tüm hastalara FFA, İSYA, SD-OCT ve OCT-A  (AngioVue, Optovue, Optovue Inc., Freemont, CA, USA) çekimleri yapıldı. OCT-A’nın KNV’yi tespit etme oranı iki bağımsız araştırmacı tarafından incelendi. Fisher exact testi ile OCT-A bulguları ile KNV’nin aktif ya da eksüdatif fazı arasında ilişki kuruldu. Sonuçlar: çalışmaya 18 ardışık hastanın 32 gözü dahil edildi. OCT-A ile gözlerin %87.5 (28/32)’inde KNV varlığı tespit edildi. OCT-A bulgularına göre KNV fenotipi şu oranlarda belirlendi: 9 gözde “interlacing pattern” 7 gözde  “pruned vascular tree pattern” ve 12 gözde “combined pattern” (Interuser agreement: 0.871 ± 0.071). Dört gözde KNV tespit edilemedi. Yorum: OCT-A AS’e bağlı KNV’nin tespit edilmesinde hassas bir görüntüleme yöntemidir. “Interlacing pattern” eksüdatif ya da aktif KNV ile en yakından ilişkili patterndir.   Chapron T, Mimoun G, Miere A, Srour M, El Ameen A, Semoun O,Souied EH. Eye (Lond). 2018 Sep 24. doi: 10.1038/s41433-018-0213-1. [Epub ahead of print]

OCT-Anjiografi ile otomatik diabetik retinopati tespiti: Pilot Çalışma

  Amaç: OCT-A diabetik retinopatiyi (DRP) değerlendirmekte son dönemde çok yaygın bir şekilde kullanılsa bile sonuçların yorumlanması genellikle subjektif kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı OCT’A imajları üzerinden non-proliferatif DRP teşhisini koyabilmek için bilgisayar yardımlı teşhis (CAD) sistemi tasarlamaktır. Metod: Bu iki merkezli, kesitsel bir çalışmadır. Tip II diabetes mellitusu (DM) bulunan erişkinler çalışmaya alınmıştır. Makulanın OCT-A taraması yapılmış ve her göz için oluşturulan 5 adet vaskuler harita geliştirilen CAD sistemi tarafından analiz edilmiştir. DRP teşhisi ve sınıflandırması için sistem kan damarı dansitesi, kan damarı kalibresi ve FAZ büyüklüğünden oluşan 3 adet lokal özelliği belirlemiştir. Sonuçlar: çalışmaya tip II DM’li 106 hasta alınmıştır; bunların 23’ünde DRP yoktur, 83’ünde hafif non-proliferatif DRP mevcuttur. Sistem sadece yüzeyel retinal haritayı incelediğinde doğruluk oranı %80, doğru altı alan (AUC) %76.2 olmuştur. Sadece derin retinal haritaları incelendiğinde doğruluk oranı %91.4 ve AUC değeri %89.2 olurken; her iki harita incelendiğinde % 94.3 oranında doğruluk, % 97.9 oranında hassasiyet, % 87.0 oranında özgünlük elde edilmiş ve AUC değeri %92.4 ve benzerlik katsayısı %95.8 olarak hesaplanmıştır. Yorum: OCT-A görüntüleri üzerinden doğru bir şekilde otomatik non-proliferatif DRP teşhisi konulması mümkündür. Bu sistemin çıktılarının OCT sonuçlarının bir parçası olarak sunulması bir sonraki aşama olarak durmaktadır. Sandhu HS, Eladawi N, Elmogy M, et al. Br J Ophthalmol. 2018 Jan 23. 

Positif deri testli alerjik rinitin koroid kalınlığına etkisi

  Alerjik rinit alerji nedeniyle ortaya çıkan immunglobulin E üzerinden etki gösteren rino-oküler mukozayı tutan inflamatuvar bir hastalıktır. Ana semptomlar burun akıntısı, nasal konjesyon, burun kaşıntısı ve hapşurmadır. Bu çalışmada alerjik rinitin koroid kalınlığı üzerine etkisi incelenmiştir. Bu çalışma vaka-kontrol çalışma olarak planlanmıştır. çalışmada 61 alerjik rinit hastası ve 35 sağlıklı birey incelenmiştir. Her iki gruptaki bireylere alerji deri testi uygulanmış subfoveal, temporal ve nasal koroid kalınlığı ölçümleri yapılmıştır. Koroid kalınlığı ölçümleri Spectralis OCT ile dilate edilmemiş pupillalardan yapılmıştır. Koroid kalınlığı alerjik riniti olan hastalarda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde fazla bulunmuştur (p=0.031, p=0.049). Alerjik riniti olanlarda burun akıntısı (%67.2), hapşurma (%65.5), burun kaşıntısı (%40.9) ve nasal akıntı (%21.3) kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek oranda tespit edilmiştir. çalışmamız alerjik rinit ile artmış koroid kalınlığı arasında ilişki olduğunu göstermektedir. Koroid kalınlığı artışında alerjik sensitivite rol oynayabilir.   Yenigun A, Elbay A, Dogan R, Ozturan O, Ozdemir H. Eur Acch Otorhinolaryngol 2017; 274: 2477-81.  

Pakikoroid Pigment Epitelyopatide İndosiyanin Yeşili Anjiografi

Amaç: Santral seröz koryoretinopatili (SSR), pakikoroid pigment epitelyopatili (PPE) ve nonkomplike pakikoroidli (NKP) hastaları koroid damar dansitesi ve hiperpermeabilitesi açısından karşılaştırmak. Metod: Diğer gözlerinde PPE (36 göz) veya NKP (24 göz) olan 60 tek taraflı akut SSR hastasının indosiyanin yeşili anjiografi görüntüleri ve diğer kayıtları retrospektif olarak incelendi. Koroid damar dansitesi İmageJ yazılımı kullanılarak kliniğimizce geliştirilmiş bir algoritma ile hesaplandı. Sonuçlar: SSR’li gözlerin koroid kalınlığı PPE’li ve NKP’li gözlerden daha fazlaydı fakat bu fark anlamlı değildi (P=0.46). Koroid hiperpermeabilitesi açısından PPE’li (%92) ve SSR’li (%93) gözler arasında anlamlı fark yoktu (P=0.76). Fakat her iki grupta da NKP’li gözlere (%50) göre daha yüksek oranda koroid hiperpermeabilitesi gözlendi (her iki P<0.001). Koroid hiperpermeabilitesi tespit edilen 33 PPE’li gözün 30’unda (%90) retina pigment epiteli değişiklikleri koroid hiperpermeabilitesi ile aynı bölgedeydi. İmageJ ile tespit edilen koroid damar dansitesi açısından PPE’li ve NKP’li gözler arasında fark yoktu (P=0.57). Tartışma: PPE, SSR’nin tamamlanmamış formudur. Komplike ve nonkomplike pakikoroidli gözler arasında koroid kalınlığı ve koroid damar dansitesi açısından fark yoktur. Bu gruplar arasındaki temel fark koroid hiperpermeabilitesidir. Ersoz MG, Arf S, Hocaoglu M, Sayman Muslubas I, Karacorlu M. Retina 2017  [Epub ahead of print]

Tamoksifen Kullanımı ile İlişkili Pakikoroid Pigment Epitelyopati

 Amaç: Meme duktal adenokarsinomu nedeniyle yakın zamanda tamoksifen kullanım öyküsü olan ve pakikoroid pigment epitelyopati (PPE) tespit edilen iki postmenopozal kadın hastanın oküler bulgularını sunmak. Metod: Olgu sunumu. Sonuçlar: Olgu 1: Dört ay boyunca tamoksifen kullanan ve bir ay önce görsel problemler nedeniyle ilacı kesen 65 yaşındaki hastada optik koherens tomografide (OKT) her iki gözde fovea çevresinde retina pigment epiteli (RPE) değişiklikleri saptandı. Hastanın subfoveal koroidal kalınlığı sağ gözde 364 µm, sol gözde ise 375 µm idi. Maksimal koroidal kalınlık RPE lezyonlarının altında saptandı ve sağ gözde 437 µm, sol gözde ise 425 µm idi. Olgu 2: Son 6 aydır tamoksifen kullanımı olan 52 yaşındaki hastada OKT’de sağ gözde RPE değişiklikleri saptandı. Sağ gözde koroid en kalın olarak subfoveal alandaydı ve 472 µm idi. RPE değişiklikleri olan bölgede Haller tabakasında kalınlaşma tespit edildi ve bu bölgede de koroid çevresine göre daha kalındı. Tartışma: Sitoplazmik östrojen reseptörleri üzerinde tamoksifenin anti-östrojenik etkisi vardır. Postmenopozal kadınlarda tamoksifen serumdaki total testosteron, kortizol ve kortizonda yükselmeye neden olur. Bu hormonal değişiklikler pakikoroid spektrumundaki bir hastalık olan PPE’nin oluşumuna neden olmuş olabilir. Ersoz MG, Arf S, Karacorlu M, Hocaoglu M, Muslubas IS. 2017;48:838-842

Tek Taraflı Santral Seröz Koryoretinopatisi Olan Hastalarının Diğer Gözlerinde Pakikoroid Pigment Epitelyopati

Amaç: Tek taraflı santral seröz koryoretinopatisi (SSR) olan hastaların diğer gözündeki pakikoroid pigment epitelyopati (PPE) prevalansını araştırmak ve pakikoroid pigment epitelyopatisi ve komplike olmamış pakikoroidi olan hastalar ile normal hastalar arasındaki farkları belirlemek. Metod: Santral seröz koryoretinopati tanısı olan 536 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların demografik ve medikal bilgileri, EDI-OCT, IR ve FOF görüntüleri medikal kayıtlarından elde edildi. Sonuçlar: 536 hastanın 254 tanesinde bilateral SSR tanısı mevcuttu. Tüm SSR hastalarının kadın/erkek oranı 1/2.8 idi. Tek taraflı SSR’si olan hastaların (282 hasta) diğer gözlerinde %61 oranında PPE, %30.8 oranında komplike olmamış pakikoroid tespit edilirken, %8.2’sinde herhangi bir patoloji izlenmiyordu. PPE, komplike olmamış pakikoroid ve normal olan gözlerde yaş, hastalık süresi, cinsiyet, steroid kullanım öyküsü, refraksiyon ya da santral foveal kalınlık ölçümü açısından istatiksel anlamlı fark yoktu. PPE ve komplike olmamış pakikoroid hastalarında subfoveal koroid kalınlığı ölçümleri açısından da istatiksel anlamlı farklılık yoktu. PPE’si olan hastalardan (172) %77.3’ünde retina pigment epiteli düzensizliği ve %43’de pigment epitel dekolmanı mevcuttu. Tartışma: Santral seröz koryoretinopatisi olan hastaların diğer gözlerinde PPE oldukça sık görülen bir patolojidir. Gerek demografik veriler gerekse medikal özellikler bakımından PPE olan hastalar ve komplike olmamış pakikoroidi olan hastalar arasında farklılık bulunmamıştır.   Ersöz MG, Karaçorlu M, Arf S, Hocaoğlu M, Muslubaş IS. Br J Ophthalmol 2017 [Epub ahead of print].

Akut psödofakik kistoid maküla ödeminin OCT-Anjiyografi ile görüntülenmesi

  Akut psödofakik kistoid maküla ödeminin OCT-Anjiyografi ile görüntülenmesi Amaç:  Psödofakik kistoid maküla ödeminde (PCME) tedavi öncesi ve tedavi sonrası maküler kapiller değişimleri ve damar yoğunluğunu OCT-Anjiyografi ile değerlendirmek. Metod: Bu retrospektif vaka-kontrol çalışmasında PCME teşhisli ardışık 7 hastanın 8 gözüne ve yaş uyumlu kontrol grubunu oluşturan 8 göze OCT-Anjiyografi (RTVue XR Avanti; Optovue, Inc, Fremont, CA) çekimi yapıldı. Damar yoğunluğu hesaplandı. Sonuçlar: PCME teşhisi ile ameliyat arasında geçen süre 2.3 ± 0.9 aydı. İlk muayenede yüzeyel kapiller pleksus paterni tüm gözlerde normale yakın iken, derin kapiller pleksusta kapiller pleksus paterni silinmiş olarak gözlendi. PCME’li gözlerde yüzeyel damar pleksusuna ait damar yoğunluğu kontrol gözlerine göre daha düşüktü (47.8 ± 3.8% vs. 52.9 ± 4.0%, P =0.01), derin kapiller pleksusta ise bu fark daha belirgindi (44.1 ± 7.4% vs.54.2 ± 3.2%, P = 0.007). ödem geriledikten sonra derin kapiller pleksus tamamen normal paternine dönerken, hem yüzeyel hem de derin pleksustaki damar yoğunluğu kontrol gözlerine göre normal seviyeye geldi. Yorum: Retinal vaso-okluzif hastalıkların neden olduğu maküla ödeminden farklı olarak akut PCME geriledikten sonra hem yüzeyel hem de derin kapiller pleksusa ait damar yoğunluğunda normal gözlere göre farklılık gözlenmemektedir. Chetrit M(1), Bonnin S, Mané V, Erginay A, Tadayoni R, Gaudric A, Couturier A. Retina. 2017 Aug 22. doi: 10.1097/IAE.0000000000001829. [Epub ahead of print]

Yeni Başlangıçlı Makula-Off Regmatojen Retina Dekolmanında Morfolojik Değişiklikler ile Fonksiyonel Sonuçların Korelasyonu: Regmatojen Retina Dekolmanında Prognostik Faktörler

  özet: Yeni başlangıçlı regmatojen retina dekolmanı (RRD) olgularında preoperatif bulgular ile postoperatif bulguların korelasyonunu değerlendirmek ve cerrahi sonrası postoperatif fonksiyonel sonuçları sunmak. Metod: Bu retrosepektif çalışmaya yeni başlangıçlı makula-off RRD nedeniyle pars plana vitrektomi uygulanan 44 hastanın 44 gözü dahil edildi. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası en iyi düzeltilmiş görme keskinliği ile spektral domain optik koherens tomografi (SD-OCT) ile tespit edilen retina ve koroid değişiklikleri ve preoperatif ve postoperatif değişkenler arasındaki korelasyon değerlendirildi. Bulgular: Yaş ortalaması 51.7 ± 14.4 yıl olan 18 kadın ve 26 erkek hastanın ameliyat öncesi ve sonrası logMAR en iyi düzeltilmiş görme keskinliği sırasıyla 1.1 ± 0.5 (20/250) ve 0.14 ± 0.1 (20/30) idi. Hastaların ortalama takip süresi 16.7 ± 7.2 aydı. Başarılı dekolman cerrahisi sonrası tüm prognostik faktörler değerlendirildi ve postoperatif görme keskinliğini etkileyen tek faktörün epiretinal membran oluşumu olduğu görüldü. Sonuç: Akut RRD olgularında artmış subretinal sıvı, santral foveal kalınlık ve subfoveal koroidal kalınlık, iç nükleer ve/veya dış nükleer tabakalarda kistik boşluklar, dış retina tabakasındaki ondülasyon ve dış fotoreseptör tabakasındaki bozulma gibi morfolojik değişimlerden bağımsız olarak başarılı bir cerrahi sonrası görme keskinliğinde artış elde edilebilmektedir. Yeni başlangıçlı RRD hastalarından cerrahi sonrası oluşan epiretinal membran ameliyat sonrası görme keskinliğini etkileyen tek faktör olarak tespit edilmiştir. Murat Karacorlu . Isil Sayman Muslubas . Mumin Hocaoglu . Serra Arf . Mehmet Giray Ersoz  

Retinal iç katmanlardaki atrofinin endoftalmi sonrası düşük görme keskinliği ile ilişkisi: Spektral domain OCT çalışması.

 Retinal iç katmanlardaki atrofinin endoftalmi sonrası düşük görme keskinliği ile ilişkisi: Spektral domain OCT çalışması.  Amaç: Endoftalmi sonrası retinal yapıdaki değişim ile görme sonuçları arasındaki ilişkiyi araştırmak. Hastalar ve metod: Endoftalmi teşhisi olan 45 hastanın 45 gözü çalışmaya dahil edildi. İnflamasyon kontrol edildikten sonda SD-OCT çekimleri yapıldı. Son kontrollerdeki görme keskinliği ile SD-OCT bulguları analiz edildi. Sonuçlar: Yapısal değişiklikler iç segment elipsoid (ISe) bozulması (%49), retinal iç tabakalarda atrofi (%24), epimaküler membran (%24) ve maküla ödemi (%24) idi. En iyi görme keskinliği (BCVA) ISe bozukluğu tespit edilen hastalarda (P=0.005) ve iç retinal atrofi izlenen hastalarda (P=0.004) en kötü seviyede idi. Epimaküler membran ve intraretinal kist varlığı ya da yokluğunun BCVA ile ilişkili olmadığı tespit edildi. Multivaryant regresyon analizi iç retinal atrofinin BCVA ile korelasyonu olan tek bağımsız faktör olduğunu gösterdi (b=0.41±0.17,P=0.022). Yorum: Endoftalmi hastalarında başarılı müdahaleye rağmen iç retinal katmanlardaki atrofi görme kaybı ile ilişkilidir.   Lu X, Chen W, Xia H, et al. Eye (Lond). 2017 Jun 2. doi: 10.1038 / eye. 2017.100. [Epub ahead of print]

Kronik Regmatojen Retina Dekolmanında Cerrahi Öncesi ve Sonrası Koroidal Kalınlık Değişimi, Akut Olgularla Karşılaştırılması

  Amaç Optik koherens tomografi (OCT) ile kronik regmatojen retina dekolmanı (RRD) olgularında pars plana vitrektomi (PPV) öncesi ve sonrası subfoveal koroid kalınlığının değerlendirilmesi ve sonuçların akut RRD olgularıyla karşılaştırılması. Metod Bu retrospektif çalışmaya kronik RRD’ı olan 24 göz ve yeni başlangıçlı RRD’ı olan 26 göz dahil edilmiştir. Hastaların en iyi düzeltilmiş görme keskinliği, göz içi basıncı ve subfoveal koroid kalınlığı ölçülmüş ve iki grup arasında karşılaştırılmıştır.  Kronik RRD’ı olan  gözlerden 11  tanesine primer PPV uygulanmıştır. Ayrıca bu gözlerde ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 1. hafta, 1. ay ve 3. ay ölçümler hastaların ameliyat yapılan gözleri ile diğer gözleri arasında karşılaştırılmıştır.   Sonuçlar Kronik RRD’ı olan gözlerde ameliyat öncesi ortalama subfoveal koroid kalınlığı 342.6 ± 111.7 µm ve diğer gözlerinde 342.4 ± 116.7 µm (P = 0.83), akut RRD’ı olan gözlerde sırasıyla 346.2 ± 51 µm ve 262.7 ± 46.8 µm (P < 0.001) olarak bulunmuştur. Kronik RRD’ı olan olgularda ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 3.ay subfoveal koroid kalınlık değişiminde istatiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (P = 0.20).   Tartışma Kronik RRD’ı olan gözlerde ortalama subfoveal koroid kalınlığın açısından etkilenen gözlerle ve hastaların diğer gözleri arasında istatiksel anlamlı fark bulunmamıştır. Bu durum kronik RRD’ı olgularında akut olgulara göre göz içi inflamasyonun daha sınırlı olması ile ilişkili olabilir. Ayrıca, kronik RRD’ı olgularda ameliyat sonrası ortalama subfoveal koroid kalınlığı açısından  ameliyat olan gözler ve hastaların diğer gözleri arasında istatiksel anlamlı fark bulunamamıştır. Bununla ilişkili olarak vitrektominin koroid kalınlığını etkilemediği söylenebilir. Sayman Muslubas I, Hocaoglu M, Ersoz MG, Arf S, Karacorlu M. Int Ophthalmol. 2017 May [Epub ahead of print]  

Pakikoroid Pigment Epitelyopatide Dış Nukleer Tabaka İncelmesi

  Amaç: Pakikoroid pigment epitelyopatili (PPE), komplike olmayan pakikoroidli (KOP) ve sağlıklı gözlerin santral iç retina tabaka kalınlıklarının karşılaştırılması. Gereç ve yöntem: Retrospektif olarak PPE ve KOP tanısı konmuş hastaların medikal kayıtları incelendi. Foveal PPE olan 29 göz, KOP olan 30 göz ve sağlıklı kontrollerin 29 gözü çalışmaya alındı. Tüm optik koherens tomografi çekimleri ‘enhanced depth imaging’ modunda spectral domain OKT ile gerçekleştirildi. Santral 1mm’lik çaplı alanda iç retina tabaka kalınlıkları Spectralis otomatik segmentasyon yazılımıyla ölçüldü. Bulgular: PPE grubunda dış nükleer tabaka (DNT) kalınlığı ve dış pleksiform tabaka (DPT) ile DNT kalınlıklarının toplamı KOP ve kontrol gruplarına göre anlamlı olarak düşüktü (sırasıyla, DNT: p<0.001, p<0.001, DPT+DNT: p=0.002, p=0.002). DNT ve DPT+DNT kalınlıkları KOP ve kontrol grubunda farklı değildi. DPT ve diğer iç retina tabaka kalınlıkları açısından gruplar arasında fark yoktu. Sonuç: PPE’li gözlerde DNT daha incedir. Pakikoroid spektrum hastalıklarındaki dejeneratif süreç subretinal sıvı birikimi olmadan önce retina pigment epiteli değişikliklerinin oluşması ile başlıyor olabilir. Genelde pakidamarların olduğu bölgede gözlenen PPE lezyonları fotoreseptör apopitozisinin bir belirteci olabilir. Ersoz MG, Karacorlu M, Arf S, Hocaoglu M, Sayman Muslubas I. Retina. 2017[Epub ahead of print]